![]() |
|
|||||||
| Üye Ol - Register | SSS | Kayıtlı Kullanıcılar | Sosyal Gruplar | Ajanda | Arama | Bugünkü Mesajlar | Konuları Okundu İşaretle |
|
|
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Gösterim Biçimleri |
|
|
#31 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
51-73-51- And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk.
52- O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti. 53- Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler. 54- İbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi. 55- Onlar : "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler. 56- O şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim." 57- "Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım." 58- Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı. <ENBİYA>51/52/53/54/55/56/57/58, |
|
|
|
|
|
#32 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
59- (Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler.
60- (Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler. 61- "O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler. 62- (İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler 63- İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi. 64- Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız." 65- Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler. 66- (İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?" 67- "Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?" <ENBİYA>59/60/61/62/63/64/65/66/67, |
|
|
|
|
|
#33 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
68- Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
69- Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik. 70- Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık. 71- Onu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık. 72- Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık. 73- Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir. Meâl-i Şerifi 74-75-74-Biz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi. <ENBİYA>68/69/70/71/72/73/74, |
|
|
|
|
|
#34 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
75- Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi.
Meâl-i Şerifi 76-77-76- Nuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık. 77- Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk. Meâl-i Şerifi 78- Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik. 79- Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik. 80- Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz? 81- Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk. 82- Onun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk. <ENBİYA>75/76/77/78/79/80/81/82, |
|
|
|
|
|
#35 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
83-84- 83- Eyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti.
84- Biz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik . Meâl-i Şerifi 85-86-85- İsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi. 86- Onları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı. Meâl-i Şerifi 87- Zünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti. 88- Biz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız. 87-88- Senden başka ilâh yok, sana tesbih arz ederim, ben doğrusu zalimlerden oldum. (Zünnûn, Hz. Yunus kıssası için Sâffat, 37/139-148. âyetlerinin tefsirine bkz.) <ENBİYA>83/84/85/86/87/88, |
|
|
|
|
|
#36 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
89- Zekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.
90- Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı. 89-90- Rabbim! Beni tek başıma bırakma, gerçi sen varislerin en hayırlısısın. Meâl-i Şerifi 91- Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık. 91-92- O hanım (Meryem) ki ırzını sağlam korudu da kendine ruhumuzdan üfledik. Yani "De ki: Ruh benim Rabbimin emrindendir." (İsrâ, 17/85) âyetinin ifadesinde de olduğu gibi emrimizden olan ve Âdem'e üflenen ruh cinsinden üfledik, içinde İsa'yı canlandırdık. Yahut ruhumuzdan demek, ruhumuz tarafından demektir ki Cibrîl, diğer bir adıyla Ruhu'l-Kudüs vasıtasıyla üfledik demek olur. Nitekim Meryem Sûresi'nde (19/17) "Ona (Meryem'e) ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik" âyetinin bu anlamda olduğu rivayet edilmektedir. (Tahrîm, 66/12. âyetin tefsiren bkz.) "Onu ve oğlunu âlemlere bir mucize kıldık" (Meryem, 19/21. âyetinin tefsirine bkz.) Meâl-i Şerifi 92- Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin. 93- Ama insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir. 94- İnanmış olarak yararlı iş işle n emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.95- Yok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır. 96- Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar. <ENBİYA>89/90/91/92/93/94/95/96, |
|
|
|
|
|
#37 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
97- Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler.
98- Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz. 99- Eğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır. 100- Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler. 101- Şüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır. 102- Bunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar. 103- O en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar. 104- Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız. 105- And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık. İşte şu, önümüzdeki millet, bu Kur'ân ile verilen tevhid ve İslâm milleti sizin ümmettinizdir. Birer ferdi olmakla emr olunduğunuz millettir. Bir tek ümmet olarak. Bütün peygamberlerin ki gibi, İmamı (rehber ve önderi) bir, şeriatı bir, kıblesi bir olarak öne düşmüş bir cemaat halinde. Ben de Rabbinizim o halde bana ibadet edip kulluk yapın. Bir tek ümmet olabilmek için yalnız beni ilâh bilin, bana kulluk edin. <ENBİYA>97/98/99/100/101/102/103/104/105, |
|
|
|
|
|
#38 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
106- Şüphesiz bunda, bu Kur'ân'da ve özellikle bu sûrenin içeriğinde kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır. Yani himmetlerini gerçekten ibadete yönelten fertler ve cemaatler için yeteri kadar bir nasihat, maksada ulaştırmaya yeter bir tebliğ vardır. Hatta bu son hitap, belki yalnız bu son kanun başlı başına bir bildiridir ki, ibadetin hakikatini, mabudu, peygamberliği, asıl gayeyi tebliğ eder.
107- Ve biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Yani, ey Muhammed! başka bir sebep için değil, ancak bütün âlemlere ve özellikle akıl sahibi varlıklara olan merhametimizden dolayı veya başka bir durumda değil, ancak âlemlere bir rahmet olarak seni peygamber gönderdik: Senin Peygamberliğin bütün varlıklara Allah'ın bir rahmetidir. Veya sen öyle kapsamlı bir rahmetsin ki, bütün akıl sahibi varlıklara o iyilik ve kurtuluş yolunu göstereceksin. Her iki dünyada mutluluk getiren dini sen öğreteceksin ve bütün âlem bundan istifade edecektir. Buna rağmen şu rahmetten kaçan ve şu nura karşı gözlerini kapatan bedbahtlara yazıklar olsun ey âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber: Meâl-i Şerifi 108- De ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz?" 109- Eğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem." 110- Şüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir. 111- Bilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir. <ENBİYA>106/107/108/109/110/111, |
|
|
|
|
|
#39 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
102- Böyle kendilerine en güzel haslet takdir edilmiş, övgüye layık kullar, cehennemden öyle uzaktırlar ki uğultusunu bile duymazlar ve bunlar canlarının istediği şeyler içinde temellidirler.
103- O en büyük korku bunları üzmez. Onları melekler şöyle karşılar: Size söz verilen gün işte bugündür, diye müjdelerler. 104- Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman yaratmaya ilk başladığımız gibi onu tekrar var edeceğiz. Katımızdan verilmiş bir söz olarak bunu muhakkak yapacağız. "evvel-i halk" terkibi, burada "tekrar yaratma"nın karşıtı olarak kullanıldığına göre, ilk yaratmak demek olduğu açıktır. Bununla beraber şu hususta düşünülmelidir: "Allah'ın ilk yarattığı şey benim nurumdur, Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir, Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır" diye üç tane hadis-i şerif rivayet edildiğine göre; ilk akıl da, ilk kalem de Hz. Muhammed'in nuru demektir. O halde tekrar diriltme, Hz. Muhammed'in nuru ile başlayacaktır. 105- And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazdık, yahut bu konudaki birtakım hatırlatmalardan sonra Zebur'da yazdık. Ki yeryüzüne ancak iyi kullarım mirasçı olur. Yeryüzü fitne, fesat çıkaranlardan alınır, verasete layık, halifeliğe ehil ve salahiyetli olan Cenab-ı Hakk'a kulluk yapanlara verilir. Yani uzunca yaşama sırrı, dürüst olma prensibine dayanır; bozuk olanların yaşama hakkı yoktur. Firavun ve diğer zorbaların boğulma ve yok olmaları, onların güçsüz gördükleri kulların kutsal yerin (Kudüs'ün) doğu ve batısına mirasçı kılınmaları, Davud'un Calut'u öldürüp "Ey Davud ! Seni şüphesiz yeryüzünde halife kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, heva ve hevese uyma" (Sad, 38/26) emriyle halifelik makamına getirilmesi gibi hadiselerle bir hatırlatma yapıldıktan sonra, Zebur'da da bu kanun belirtilmiş ve ahir zamanda Hz. Muhammed'in ümmetinin mirasçılığına işaret olunmuştur. <ENBİYA>102/103 /104/105, |
|
|
|
|
|
#40 (permalink) |
|
Moderator
Katılım Tarihi: 10-14-09
Mesajlar: 512
|
107- (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
106- Şüphesiz bunda, bu Kur'ân'da ve özellikle bu sûrenin içeriğinde kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır. Yani himmetlerini gerçekten ibadete yönelten fertler ve cemaatler için yeteri kadar bir nasihat, maksada ulaştırmaya yeter bir tebliğ vardır. Hatta bu son hitap, belki yalnız bu son kanun başlı başına bir bildiridir ki, ibadetin hakikatini, mabudu, peygamberliği, asıl gayeyi tebliğ eder. 107- Ve biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Yani, ey Muhammed! başka bir sebep için değil, ancak bütün âlemlere ve özellikle akıl sahibi varlıklara olan merhametimizden dolayı veya başka bir durumda değil, ancak âlemlere bir rahmet olarak seni peygamber gönderdik: Senin Peygamberliğin bütün varlıklara Allah'ın bir rahmetidir. Veya sen öyle kapsamlı bir rahmetsin ki, bütün akıl sahibi varlıklara o iyilik ve kurtuluş yolunu göstereceksin. Her iki dünyada mutluluk getiren dini sen öğreteceksin ve bütün âlem bundan istifade edecektir. Buna rağmen şu rahmetten kaçan ve şu nura karşı gözlerini kapatan bedbahtlara yazıklar olsun ey âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber: Meâl-i Şerifi 108- De ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz?" 109- Eğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem." <ENBİYA>106/107/108/109, |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| <kurani, ayet, kerim> |
| Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Gösterim Biçimleri | |
|
|
|
|